Foto Galeri
18 Kasım 2017 ( 8587 izlenme )
Reklamlar

Kollarını Köpeğin Döşediği Gibi Döşemesin Hadisi Kimler İçindir?

GELEN SORU

“Sizden biriniz secde ettiği vakit ellerini köpeğin döşediği gibi döşemesin, uyluklarını bitiştirsin.” hadisi serifi kadınları kapsamıyor mu?
Kadınlar secdeye giderken kollarını ve ellerini yere koyuyor. “Sizden biriniz secde ettiği vakit ellerini köpeğin döşediği gibi döşemesin, uyluklarını bitiştirsin.” hadisi serifindeki pozisyonda olmuyor mu?
Resulullah(sav) ‘ın bu benzetmesi kadınların secde sekli için de geçerli mi?

CEVAP

Değerli kardeşimiz,

Hz. Ebu Hureyre’den nakledilen bu hadis rivayeti -içinde bir ravi zayıf olduğu için- zayıf kabul edilmiştir. (bk. el-Elbani, Sahihu Ebi Davud, 4/55)

Bununla beraber, konumuzla ilgili olan ve Hz. Enes’ten nakledilen “Secdelerinizde mutedil olun, biriniz(secde ettiği vakit) kollarını köpeğin döşediği gibi döşemesin.” (Ebu Davud, hno:897) manasındaki hadis rivayeti sahihtir(el-Elbani, a.g.e, 4/49).

Zaten bu hadis rivayeti  Buhari’de de yer almıştır. (hno: 822)

– “Secdelerinizde mutedil olun” emrinden maksat, kişinin ellerini secdeye koyarken, kollarını da ne tamamen yere döşemesi, ne de dikey olarak havada tutmasıdır. Bilakis, bu iki pozisyonun arasında bir konumda tutmak gerekir.

Aslında hadisin daha sonraki “kollarını köpeğin döşediği gibi döşemesin”manasındaki ifadesi “secdede mutedil olmanın” bir açıklamasıdır.

Buna göre, elleri secdeye koyarken, kollar/dirsekler yere konulmaz, karın da uyluklara yapıştırılmaz. (bk. Haşiyetü’s-Sindi ala’n-Nesai, 2/183, 214)

– Hanefi mezhebinde, secdede erkeklerin karınlarını uyluklarından uzak tutmaları; kadınların ise karınlarını uyluklarına yapıştırmaları sünnettir. (bk.V. Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslami, 2/102; el-Cezeri, el-Fıkhu ala’l-Mezahibi’l-Arbaa, 1/219-220)

Malikler de (Zuhayli, 2/107), Şafiiler de (Zuhayli, 2/112), Hanbeliler de (Zuhayli, 2/118), bu konuda Hanefiler gibi düşünüyorlar.

Özetlersek, Maliklerin ufak bir açıklamaları dışında, dört mezhebin ittifakıyla secdede erkeklerle kadınların duruşu farklıdır. Kadınların duruşu onların tesettür konumlarına daha uygundur. (bk. el-Cezeri, 1/236-37)

– Bazı kaynaklara göre, kadının erkekten farklı olarak secdede iken kollarını yere döşemesi fakihlerin içtihadıdır. (bk. el-Mevsuatu’l-Fıkhıye, 5/277)

– Bununla beraber, bazı hadis rivayetlerinden anlaşıldığına göre, Hz. Peygamberin -secdedeki köpeğe benzetilen duruşu- yasaklaması erkeler içindir.

Nitekim, Hz. Aişe şöyle demiştir: “Nebi (asm) erkeğin secdede kollarını kurtlar (köpek, tilki v.b.) gibi döşemesini yasakladı.” (bk. Muslim, hno: 240; el-Mevsuatu’l-Fıkhıye, 24/203)

KADINLARIN NAMAZ KILARKEN ERKEKLERDEN FARKLI OLDUĞU DURUMLAR VE BU DURUMUNLARIN NEDENLERI HAKKINDA BILGI VERIR MISINIZ? KADINLARIN RÜKUYU ERKEKLER GIBI TAM YAPMAMASININ DELILI NEDIR?

Namazın farzı, vacibi, sünneti erkeklerle hanımlarda aynıdır. Bu gibi temel konularda değişiklik söz konusu değildir.

Ancak fıkıh kitaplarında müstehap derecesindeki bazı farklılıklar hanımlara tavsiye edilmekte, hatta bu farklılıklar hanımların ibadetteki tesettürle ilgili özellikleri olarak da nazara verilmektedir.

Gerek Kur’an’ın gerekse sünnetin, kadınların tesettürüne özel bir önem atfettiği hepimizin malumudur. Namazda kadınların bazı hareketlerinin erkeklerden –kısmî olarak– farklılık göstermesinin temel sebebi de budur. Zira namaz dışında örtülü olması hassasiyetle istenen Müslüman kadının, Rabbinin huzurunda bu noktaya daha fazla dikkat göstermesi tabiidir.

Bilindiği gibi namazın rükünlerinde (namaz esnasında mutlaka yerine getirilmesi gereken hususlarda) kadın ile erkek arasında temelde herhangi bir farklılık yoktur. İftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû.. vd. hususların farziyeti erkek için de kadın için de geçerlidir. Farklılık sadece kısmî olarak şeklî bazı noktalarda öne çıkmaktadır. İftitah tekbiri alırken ellerin nereye kadar kaldırılacağı, kıyamda ellerin bağlanış tarzı ve yeri, rükû ve secde ediş tarzı, teşehhütte oturuş biçimi… böyledir.

Bildiğimiz kadarıyla kadınların namaz kılarken erkeklerden farklı olarak hangi noktalara riayet edecekleri, Efendimiz (asm) tarafından tafsilatlı olarak açıklanmış değildir. Bununla beraber alimlerimiz kadınların namaz kılarken dikkat edecekleri ve erkeklerden farklı olarak yapmalarını tavsiye edttikleri kısımlara bazı işaretler bulunmaktadır. Bunlara bazı hadisler, sahabeden ve sonraki nesillerden gelen uygulamalar ve fetvalar bulunmaktadır.

Örneğin İftitah tekbiri: Kadınların, namaza başlarken ellerini kulakların hizasına kadar değil, sadece omuz veya göğüs hizasına kadar kaldıracağı konusunda sahabeden Vâil b. Hucr (r.a) kanalıyla nakledilmiş merfu [Efendimiz (asm)’e dayanan] bir rivayet mevcut ise de (Abdürrezzâk, el-Musannef, III/138; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, I/302.) senedindeki Ümm Yahya bt. Abdilcebbâr isimli kadın hakkında el-Heysemî herhangi bir bilgi bulamadığını söylemiştir. (İbn Ebî Şeybe, a.g.e.) Dolayısıyla bu rivayet zayıf olmakla beraber sahabeden Ümmü’d-Derdâ (r.anha) ve Tabiun’dan da Atâ, ez-Zührî, Hammâd… gibi isimlerden bu rivayetin delaletini destekleyen uygulama ve fetvalar nakledilmiştir. (İbn Ebî Şeybe, I/303) Bu rivayetin bu uygulama ve fetvalarla kuvvet bulacağını ve kadınların iftitah tekbirindeki uygulamasının naklî bir temeli bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Örneğin secde: Kadınların secdede nasıl hareket edeceği konusunda Efendimiz (asm)’den nakledilmiş iki rivayet vardır. el-Beyhakî bunların her ikisinin de zayıf olduğunu söylemiştir. (el-Beyhakî, es-Sünenu’l-Kübrâ, II/222-223.)

Hz. Ali (r.a)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Kadın secde ettiği zaman yere kapansın ve uyluklarını toplasın (vücuduna bitiştirsin).”(Abdürrezzâk, el-Musannef, III/138; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, I/302.)

İmam Ebû Hanîfe’nin hocasının hocası İbrahim en-Neha’î de (Tabiun’dandır) aynı tarzda hüküm vermiş:

“Kadın secde ettiği zaman uyluklarını toplasın ve karnını uylukları üzerine koysun.” (İbn Ebî Şeybe, a.g.e)

Kendisinden bu konuda yapılan bir diğer nakil de şöyledir:

“Kadın secde ettiği zaman karnını uyluklarına yapıştırsın; kalçasını yukarı kaldırmasın ve erkeğin kollarını açıp yayıldığı gibi yayılmasın.”(İbn Ebî Şeybe, I/303)

Yine tabîinden Mücâhid’in de, erkeğin, secde ederken karnını kadınların yaptığı gibi uylukları üzerine koymasını mekruh gördüğü nakledilmiştir.(İbn Ebî Şeybe, I/302)

el-Beyhakî, şöyle der:

“Kadının namaz ahkâmında erkekten ayrıldığı yerler, kadının tesettüre riayeti ilkesine racidir. Kadın, her durumda kendisi için tesettüre en uygun şeyi yapmakla memur ve mükelleftir…”(el-Beyhakî, es-Sünenu’l-Kübrâ, II/222)

Bu farkların bir kısmının bazı rivayetlere, sahabe uygulamarına ve alimlerin fetvalarına dayandırıldığı düşünülürse, adı geçen farklara kadınların her zaman riayet etmeleri yine de fukahanın müstahsen görmesi anlamında müstehaptır demek daha uygun olur.

KADININ NAMAZDAKI FARKLI DURUMU

İbadet, ibadet edenle (abid), ibadet edilen (ma’bud) arasında ve daha çok öbür âleme bakan bir ilişki olunca; onun yerini, zamanını, şartlarını, rükünlarını ve sebeplerini belirlemek de sadece Ma’bud’un hakkı olmuş olur. Diğer bir ifade ile, yaratılanların, ibadetlerin bu yönlerin müdahale hakları yoktur. Yani; bu noktalarda içtihat yapılamaz. Çünkü içtihad, akıl yürütme (nazar) yoluyla sebepler ve sonuçlar bulma ameliyesidir. Oysa ibadetlerin keyfiyet ve kemiyetleri akılla kavranamaz. Ancak şartlar ve sebepler dışındaki konularda, yani bizzat ibadetin değil de onu en mükemmel şekilde gerçekleştirilen dış teferruatında daha doğrusu Şar’i tarafından belirlenen sebep, şart ve rükünların uygulama biçiminde yani, Şar’i’in bu konudaki naslarını anlamada içtihat yapılabilir, yapılmalıdır. Fıkıhçıların, “Kıyasla taabbüd (ibadeti kıyasla belirleme) caizdir.” (Ebul-Vefa Ali b. Akil, Kitabul-cedel,13.) sözlerinin manası da bu olsa gerektir. Bu teferruatta Resululah Efendimizin (asm) zaman zaman farklı davrandığı da hesaba katılırsa, bir uygulama farkı da bu farklı sünnetin müctehitlere ulaşmasından kaynaklanmış olacağı anlaşılacaktır.

Ayrıca cinsiyet farklılığınin yükledigi rol oranında değişikliklerin olması da tabiidir. Mesela kadın adetli iken namaz kılmayacak ve oruç tutmayacaktır. İşte biz bu cinsiyet rollerinden kaynaklanan durumların sadece namaza ait olanlarını tekrar yazmayı deneyecegiz.

Tarih sırasına göre alacak olursak, Hanefi kaynaklarından “Tebyin” de, kadının, namaz konusunda erkekten on yerde farklı davrandığı söylenir ve şunlar zikredilir:

“Tekbirde ellerini omuz hizasına kadar kaldırır, sağ elini memelerinin altında (doğrusu üstünde olacak) solunun üzerine koyar (kavrayıp tutmaz), secdede karnını uyluklarına değdirir, ayırmaz. Rükûda ellerini, parmak uçları dizine ulaşacak şekilde uylugu üzerine koyar (dizini tutmaz) el parmaklarının arasını açmaz, secdede dirseklerini kaldırmaz, tahiyyatta teverrük yaparak oturur (sol kalçası üzerine oturarak ayaklarını sağına doğru yan yatırır), erkeklere imam olamaz, kendi aralarında cemaat yapmaları da mekruhtur, yaparlarsa imamları önde değil ortada bulunur.” (Zeyla’i, Tebyin I/l18)

Ibn Nüceym (970/1562), kadının erkekten farklı olduğu hususları genel olarak sayarken namaz konusuna da değinir ve bunlara ilave olarak beş tane daha fark zikreder ki, şunlardır:

“… Ezanı ve kameti mekruhtur, cehri namazlarda sesli okumaz, rükuda ve secdede kendini toplu tutan, imamı uyarması gerekirse tesbihle değil, el çırpma ile ikaz eder, evde namaz kılması daha iyidir.” (Ibn Nüceym, el-Esbah, 384.)

Haskafi’nin on beş fark zikrettiğini söylerken Ibn Abidin (1252/1836) onun şerhine yaptığı hasiyede bunları yirmi beşe çıkarır, ama bunların bir kısmını namazdan saymamız zordur. Dolayısıyla oradaki farklı maddeler sadece şunlardır:

“…ellerini yenlerinden çıkarmaz, rükûda az eğilir, dizlerini (rükûda) kırar…” (Ibn Abidin, I/504. )

“el-Bahr”dan yaptığı bir nakille de kadının secdede ayak parmaklarını dikmeyeceğini söyler. (bk. age) Buna göre kadın secdede ya ayaklarını parmakları üzerine dikmeyip, ayaklarının üstleri yere gelecek şekilde yatırır ya da “teverrük”e hazırlık olmak üzere ayaklarını parmak uçlarını sağa çevirerek yakalarını yana yatırır. Bu konuda bir açıklık göremedik. Ancak alışıla gelen birinci uygulamadır. Keza kadının rukûda ayaklarını dört parmak açmayıp bitiştireceğine dair de bir ifadeye rastlamadık. Ancak Ibn Nüceym’in “rukûda ve secdede kendini toplu tutar “büzülür” ve Ibn Abidin’in de buna yakın ifadesi bir toplama ve büzülmenin ayakları da bir araya getirmeyi gerektirecegi şeklinde anlaşılmış olabilir. Bu durumda kadın ayaklarını rükû’da bir arada tutar, secdede dikmeyip üstleri üzerine ya da sağa doğru yan yatırır. Sonuç olarak: “Namazın ne farzları ne vacipleri ne sünnetleri ne de edepleri konularında kadınla erkek arasında bir fark yoktur. Dolayısı ile bu zikredilen farklar kadını daha tesettürlü kılar gerekçesi ile fıkıhçıların güzel bulduğu farklardır.” (Hindiyye, I/73)

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Abdest Hakkında Bilmediğiniz Bilimsel Gerçek FETÖ'den yeni takıyye! Kime mesaj vermeye çalışıyorlar? Gençken yapılacak 100 şey,Gençlere yönelik alternatif bir kampanya da bizden… BU AİLENİN ANLAŞILAN OSMANLI'YA DÜŞMANLIKLARI ANLAŞILAN BİTMEMİŞ..