Ana Sayfa
07 Ocak 2020 ( 677 izlenme )
Reklamlar

Suikast sonrası ABD ne yapacak, İran ne yapacak? * Kıyamet senaryosu mu? Vekâlet savaşlarının en kötü örnekleri yaşanır, büyük kriz Körfez’de patlar..

Bugüne kadar tanık olduğumuz ABD-İran restleşmelerinin çok ötesinde bir durum var ve bir adım sonrasını tahmin etmek çok güç.

İki ülke, bugüne kadarki “kontrollü kriz”de mi devam edecek yoksa yeni biroyun kurulup toptan imhaya dönük bir süreç mi gelişecek, çok yakında işaretlerini göreceğiz.

TEHDİTLERİN BÜYÜKLÜĞÜ SADECE GERÇEĞİ GİZLEDİ

Zira İran-ABD ve İran-İsrail restleşmesi sözlerin, konuşmaların, tehditlerin büyüklüğü ile orantılı olmadı hiç. “İsrail’i haritadan silme” sözleri hiçbir zaman

yerini bulmadı.

ABD’yi vurma sözleri hiçbir zaman yerini bulmadı. ABD’nin İran’da rejim değişikliği, açık savaş tehditleri hiçbir zaman yerini bulmadı. İsrail’in “en büyük düşman İran” yaygaraları hiçbir zaman hedefini bulmadı.

ABD: İRAN’I HEDEF ALIP ÜLKELERİ İŞGAL ETTİ. İRAN: ABD’Yİ HEDEF ALIP İŞGALDEN YARARLANDI.

ABD, İran’ı hedef gösterip ülkeleri işgal etti, Müslüman ülkeleri, Arap topraklarını mahvetti. Yüz binlerce insan öldü, şehirler harabeye döndü. Uygulamada esas düşman mazlum ülkeler ve siviller oldu. İsrail, İran’ı hedef gösterip Filistin’i vurdu, Lübnan’ı vurdu, Suriye’yi vurdu.

İran ise, “ABD ile savaşıyoruz” dedi, işgallerden en büyük payı alan ülke oldu. ABD işgalleri sayesinde Irak’a hâkim oldu, bölgedeki etkinliğini olağanüstü artırdı. ABD’yi hedef gösterip mezhep savaşlarını yaydı, binlerce insanı sadece “mezhep kimliği” yüzünden kıyımlara uğrattı.

İran Devrimi’nden bu yana “Büyük Şeytan Amerika ile savaş” İran’ın en büyük propaganda aracı oldu. Ama

geride Müslüman dünyanın ikiye ayrılması, mezhep savaşları, Fars emperyalizmini bıraktı.

ABD İLE SAVAŞIYOR GÖRÜNÜP MÜSLÜMANLARLA SAVAŞMAK..

İran’a karşı elbette ABD’nin ya da İsrail’in yanında durmayacağız. Bölgedeki herhangi bir ülke ve insan için bu kabul edilebilir bir şey değildir.

Temel prensibimiz; ABD veya herhangi bir bölge dışı gücün, coğrafyamıza dönük her saldırısına, saldırı girişimine karşı çıkmaktır. Bu ilkesel bir duruştur.

“Ancak” ABD işgallerinin gölgesine sığınıp bir başka savaşı yürütmek, bunu yaparken de “ABD ile savaşıyor” gibi görünmek, ortamdan yararlanıp mezhep savaşı ya da Fars milliyetçiliği yürütmek, bunu yaparken hiçbir ölçü tanımamak, “düşman” gördüğü Müslümanları kıyımdan geçirmek, hazmedebileceğimiz bir şey değil.

KİMSE GÜNAHLARINI BAŞKASININ ELİNDEKİ KANLA TEMİZLEMEMELİ.

Kimse kendi günahlarını başkalarının suçlarıyla örtmemeli. Kimse kendi suçlarını başkalarının elindeki kanla temizlememeli. Kimse bütün bölgeye, “emperyalizmle savaşıyorum” diyerek, emperyalizmle dolaylı çıkar ilişkisine girmemeli.

İran Batı ile savaşıyor görünüp, S. Arabistan ve BAE de Batı ile ortak görünüp coğrafyayı mahvettiler. Bu iki cephe arasındaki kavga, ABD işgalleri kadar yıkıma yol açtı.

Adına ister Arap-Fars savaşı, isterseniz mezhep savaşı deyin, bu çatışma bölgemize yönelik bütün işgallerin gerekçesi oldu. Çünkü, ABD’nin işgallerinin de, İsrail’in ölçüsüzlüklerinin de böyle bir kavgaya, bölge içi çatışmaya ihtiyacı vardı.

BASRA KÖRFEZİ, KIZILDENİZ, DOĞU AKDENİZ: BÖLGE İÇİN ÇATIŞMANIN EN KÖTÜ ÖRNEĞİ GELİR

“Ya İran ya Suud” demeyi bırakmadıkça, hiç kimse bu savaşın mahiyetini, ölçeğini, hedefini tam olarak algılama şansına sahip olamayacak.

İşin vahimi; coğrafya içi çatışmanın en kötü örnekleri henüz ortaya çıkmadı. Bugüne kadar ülkelerle sınırlıydı, bundan sonra bölgeselleştiğini görebiliriz.

Bu kamplaşma, cepheleşme durdurulamazsa, Libya’dan Pakistan’a kadar bütün bölge sarsılır. Özellikle Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz arasında taş üstünde taş kalmayabilir.

Kurgulanan, büyük savaş dedikleri hesap bu. İşte bu, bir imha harekâtıdır ve Batı aklının planladığı bir şeydir. İran da, S. Arabistan ve Körfez ülkeleri de bu büyük kurguya göre pozisyon almaktadır.

“GÜN GELİR BU BÖLGEDE İRAN’IN GÖZYAŞLARINI SİLECEK KİMSE KALMAZ”

Kasım Süleymani de bu tür bir savaşın öncülerindendi. ABD ile dirsek teması ile iş yürütüyor, ABD düşmanlığı perdelemesi altında Halep’te, Irak’ta, Yemen’de, Lübnan’da ve başka yerlerde örtülü savaşlar, mezhep savaşı yönetiyordu. Sonra ABD tarafından öldürüldü. Buradan bakınca, havada uçuşan ABD-İran tehditlerini başka bir boyutta ele almak zorunluluğu vardır.

Süleymani yönetimindeki bağlı güçler Halep’te katliam yaparken o kadar canımız acıdı ki, o gün; “Gün gelir bu bölgede İran’ın gözyaşlarını silecek kimse kalmaz” diye yazmıştım. Dün Tahran’daki cenaze töreninde, Hamaney dahil, ağlayanları görünce birden aklıma geldi. Bunları yaşamalı mıydık!

İRAN NE YAPAR, ABD NE YAPAR?İMHA PLANI MI?

Bu temel noktayı belirledikten sonra sıcak konuya gelelim:

İran’ın, bağlı örgütlerin, İran adına vekâlet savaşı yürüten grupların açıklamaları, misillemenin belli bölge ve ülkelerle sınırlı kalmayacağı yönünde. Bu da, çatışmanın bütün ülkelere yayılacağı anlamına geliyor. Evet, İran’ın buna gücü var. Ancak işin bu boyuta gelmesinin İran’a ödeteceği fatura bugünkünden çok daha ağır olabilir.

Trump’ın ve ABD yönetiminin açıklamaları ise, “karar vericiler”in ve “kültürel hedefler dâhil” (burada sanırım Şiiler için kutsal mekânlar kastediliyor) çok geniş bir hedefler listesi vermektedir.

Bu da, coğrafyamız için toptan imha planlarının artık gizlenmeyeceğine işaret ediyor. Dini ve mezhebi simgelerin hedef alınması işi bir medeniyet, kimlik hesaplaşmasına dönüştürür ve bunun asla sonu gelmez.

ABD İRAN’IN NÜKLEER TESİSLERİNİ Mİ VURACAK?

ABD Başkanı’nın dün twitterden yayınladığı “İran asla nükleer silah sahibi olamayacak” mesajı ise çok daha vahim. Trump blöf yapmıyorsa, İran ilk kez açık hedef olacak demektir.

ABD-İran kontrollü gerginlik politikalarında sona gelindi. ABD yerleşik sisteminin politikaları Tump’ın “çılgınlığı” ile sonlandırıldı. Bu, İran’ı da kontrollü gerginlik politikasından çıkaracak, çıkmaya zorlayacak demektir. Kıyamet senaryosu budur!

ABD İRAN’IN HAYSİYETİ İLE OYNADI, GURURUNU KIRDI

Trump, Kasım Süleymani’yi öldürerek saldırı ile İran’ın gururunu kırdı, bir nevi haysiyeti ile oynadı. Çünkü o, İran Devrim Muhafızları Komutanı, Tahran’ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan’daki emperyal hesaplarının sembol ismi, muhtemelen de geleceğin Cumhurbaşkanı’ydı.

Böyle bir isme suikast yapılacağı İran’ın aklına bilegelmemiştir. Çünkü o, Irak’ın, Suriye’nin, Lübnan’ın, Yemen’in “sahibi” gibi hareket ediyor, ABD’nin “sınırları”nı biliyor, bir tür güç zehirlenmesi yaşıyordu.

VEKÂLET SAVAŞLARININ EN ACIMASIZ HALİ YAŞANIR. BASRA KÖRFEZİ PATLAR..

Bundan sonra ne olur?

ABD-İsrail ile İran arasında açık savaş başlar mı, ona bakacağız. Ama öncelikle dolaylı, vekâlet savaşları en acımasız halini alacaktır. İran’a doğrudan saldırı olmadığı müddetçe açık savaş olmayacaktır.

Hesaplaşma Irak, Suriye, Yemen, Lübnan ve Basra Körfezi’nde olacaktır. Irak işgalinden, Suriye savaşından çok daha büyük ölçekli İran-Suud hesaplaşmasına tanık olabiliriz.

BAE ve Suudi yönetiminin, körfez ülkeleri ve Mısır’la birlikte İran’ı dengeleme çabaları sıcak çatışmaya döndürülebilir. Her ne olursa olsun, savaş yeniden Irak ve Basra Körfezi’nde patlayacaktır. Böyle bir durumda ilk ezilen Körfez ülkeleri olacaktır.

KIYAMET SENARYOSU ÖNLENMELİ

Mezhep savaşları üzerinden pazarlanacak böyle bir kapışmaya bütün bölge karşı durmalı. Aksi takdirde hiçbir ülke bunun dışında kalamayacaktır.

ABD’nin, İsrail’in ya da herhangi bir bölge dışı ülkenin, Batı ülkesinin ya da koalisyonunun, coğrafyamızda herhangi bir ülkeye saldırmasına tabii ki karşı çıkacağız.

Hangi ülke olursa olsun. Ama bu, bölge içi çatışmalarda “kör bir taraf” olacağımız, Batı’nın kurguladığı bu savaşı görmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.

Şu an acil olan, tansiyonu düşürmek ve yönetilebilir alana çekmektir. Aksi, bütün bölge için gerçekten kıyamet senaryosudur..

İbrahim Karagül/Yenişafak

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Recep Tayyip Erdoğan'ın Belki İlkez İzleyeceğiniz 80 Darbesi 1 Yıl Öncesi Yaptığı Konuşma Yeni Türkiye'ye ve Erdoğan'a Neden saldırıyorlar? SEN İNGİLİZMİSİNDE ŞERİATA KARŞI OLUYORSUN ? ( Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan ) Avrupa ve ABD cehenneme dönecek, İsrail ise İslam dünyasının uysal bir finosuna dönüşecek